• Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
Üyelik Girişi
Videolar

Yeni Yayımlanan Kitaplar

   

İsmail Haqqi His Life Works and Views
Bayram Ali Çetinkaya
İNSAN YAYINLARI

ibn rüşd (1. cilt) (uluslararası ibn rüşd sempozyumu bildirileri) doğu-batı ilişkisinin entelektüel boyutu ibn rüşd'ü yeniden düşünmek



ibn rüşd (2. cilt) (uluslararası ibn rüşd sempozyumu bildirileri) doğu-batı ilişkisinin entelektüel boyutu ibn rüşd'ü yeniden düşünmek




Dini ve felsefi metinler: Yirmibirinci Yüzyılda yeniden okuma, anlama ve algılama

Bayram Ali Çetinkaya(Editör)

Doğu-Batı: İki Dünyanın Buluştuğu Noktada Düşünce Günleri



İzmirli İsmail Hakkı
Bayram Ali Çetinkaya
 İNSAN YAYINLARI



Anasayfa

İslâm birliğini savunan din âlimi vaiz, şair, hafız Âkif, halkı aydınlatır, milleti bilinçlendirmeye çalışır. Bunu yaparken de ailesini ihmal etmez; Mısır’da iken, çocuklarını okutmak için hamallık bile yaparım diyecek kadar da cesur bir ruh halini taşımaktadır. Din, kutsal ve inanç, onun temel ilkeleridir. Onlara saygısı sınırsızdır. Nitekim torunlarının aktardığına göre, Âkif, hiçbir zaman ezanı oturarak dinlemezdi. Bunun için İstiklal Marşı’nı nasıl yazdınız? sorusuna; İstiklal Marşı ‘iman’la yazılır diye cevap vermektedir. Âkif nasıl yazar? Sorusuna kendi ifadesiyle: “Çok uğraşırım, epey çalışırım… Mevzuyu uzun boylu kafamda işlerim. Nihayet kâğıt üzerine naklederken de hayli yorulurum.” Âkif’in tat aldığı bütün zevkleri, sevdiği eserleri okumak, hoşlandığı mevzuları yazmak için uğraşmak, nihayet düşünmek, yapayalnız bir köşeye çekilerek sessiz sedasız düşünmek …
06.11.2020
Oğlu Emin’in anlattıkları, Mehmet Âkif ve ailesinin Kurtuluş Savaşı’nda yaşadıklarını doğrulamaktadır: “Kastomonu’da kalan validem Ankara’ya bizim yanımıza gelmek istiyor, bu hususta babama üst üste haber gönderiyordu. Her şeyden evvel onlara münasip bir ev bulmak icap ediyordu. ….Kebapçı Hacı Kadri Ağa evinin müstakil bir bölümünü babama terk etti. Bunun üzerine annem kardeşimle birlikte Kastamonu’dan Ankara’ya geldiler. Artık Ankara’da ailece yerleşmiş idik. Mehmet Âkif bu sıralarda İstiklâl Marşı’nı yaratmış bu muvaffakiyeti 500 lira nakdî mükâfat ile taltif edilmişti. Babam o esnada 500 liraya gerçekten muhtaç bir adamdı. Fakir idi. Parası yoktu. Lâkin malum olduğu gibi gönlü çok boldu. İyi biliyorum ki, babam bu parayı almadı, onu Kızılay’a terk etti…” (Emin Ersoy, Babam Mehmet Akif, 80-81) Emin Ersoy’a, ‘babasının kendisine ne bıraktığı sorulduğunda’, verdiği cevap Âkifçe bir söyleyiş tarzıdır: ‘Muhteşem bir isim ve gurur. Başka hiçbir şey bırakamazdı. Çünkü bırakılacak bir şeyi yoktu.’
28.10.2020
Dönemin şöhretli pehlivanlarını tanıyan ve onlardan güreş dersleri de alan Mehmet Âkif, bu sahada tanınan ve kendi mahallesinde oturan Kıyıcı Osman’ın öğrencisi olmuştur. O, aynı zamanda çevre, şehir, kasaba ve köylerde düzenlenen güreş müsabakalarına katılmaktan hoşnut kalmıştır. Âkif, pehlivanlığı basit bir spor olarak değerlendirmez. O, güreşçileri içki içmeyen, fuhuş yapmayan, dürüst, temiz insanlar olarak tarif eder. Nitekim Mehmet Âkif nezdinde Kur’ân’lı ev ile ‘pehlivanlı mahalle’, ümmetin gençliğini, kötü alışkanlık ve zararlı eylemlerden koruyacak iki önemli mekandır. Okul yıllarında derslerinde başarılı olan ve istikrarlı bir çizgi çizen Âkif, bahsi geçen aktivitelerden hiçbir zaman uzak kalmamıştır. On dört yaşında yağlı güreşe başlamış, on altı yaşlarında köy düğünlerindeki güreşlere katılmıştır. Uzun mesafeleri yürümek Âkif için, sıradan bir alışkanlıktı. Fatih’ten Halkalı’ya yürüyen Şairimiz Halkalı’dan Çatalca’ya kadar yürüyerek oradaki köylere giderdi.
21.10.2020
İslâm’ın değerlerinin yaşandığı medine İstanbul, Âkif’in zihin ve kalbinde ayrı bir kıymete sahiptir. Onun Kutlu şehir İstanbul’u seyri bir başka güzellikteydi: “Âkif’in İstanbul’u Haliç’in sırtındaki Sultan Selim Camisi’nden başlar, Marmara’nın yanındaki Kazasker Feyzullah Efendi Camisi’nde biter. Köprüden Sarıgüzel’deki evine giderken Âkif, beş caminin maneviyatında yürürdü; Yenicami’nin kutsiyetine dalarak Mercan yokuşuna çıkar. Beyazid ve Süleymaniye camilerinin iki kanadına bürünür. Şehzade Camisi’nin nurundan uçar. Fatih Camisi’nin şümulünde evine inerdi. Zaten Fatih Camisi ve Âkif’in evi birbirinin müştemilatıydı; babası, namazdan sonra ahbaplarıyla caminin maksurelerinde görüşürdü. Camisi evin selamlık dairesiydi, ev caminin harem tarafındaydı.”
20.10.2020
Söz, Âkif için, namustur, hakikattir, yerine getirilmesi mutlak görevdir. O, sözün yerine getirilmemesini, neredeyse ihanetle bir tutar. Bunu kendi hayatının tüm zamanlarında uygular. Nitekim Mehmet Âkif, kızının nikah merasiminde, dostu ve ahbabı Bosnalı Ali Şevki Efendi’yi davet eder. Yaşı ileri olduğu için yürümekte zorlanan Ali Şevki Efendi, gecikmesinden dolayı mahcubiyet içerisinde özür beyan eder. Gecikmesinin sebebini de izah etme ihtiyacı duyar. Vefâ yokuşunun kendisini çok yorduğunu, dolayısıyla merasime zamanında yetişemediğini beyan eder. Âkif, bu haklı mazereti yerinde bir hakikatle beraber -tebessüm ederek- manidar bir dille ifade eder: “Hangi Vefâ Yokuşu’ndan bahsediyorsun hoca efendi? Nesl-i hâzır (şimdiki nesil) o yokuşu çoktan düzledi...”
07.10.2020
Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya'nın "Bilim, Teknoloji ve Medeniyet" başlıklı makalesinin yer aldığı Vuslat Dergisi'nin 2020 yılı 232. sayısı yayımlanmlanmıştır.
02.10.2020
Mehmet Âkif, Kur’ân tercümesi üzerinde yoğun bir çalışma temposuna sahip bir İslâm bilgini portresi çizmektedir. Zâhid bir kişinin hayatı gibi yaşayan Şâirimiz, bilindiğinin veya iddia edildiğinin aksine, tasavvufî bir yöne de sahipti. İstiklal Savaşı’nda Ankara’ya destek amacıyla gidişinde, Taceddin Dergahı’nda kalması rastgele bir tercih olmasa gerektir. İşte zühd içinde bir hayatı olan Âkif, Mısır’da Kur’ân tercümesi üzerinde yoğun bir şekilde çalışır. Yorucu olan bu kutsal çalışma esnasında nefeslendiği olurdu. O da, dinlenmek için Mesnevî okurdu. Kendisinin ifadesine göre; Mesnevî’yi okuduğunda, birtakım sonuçlar çıkarmaya çalışır. Daha sonra Mesnevî’nin şerhlerine/yorumlarına bakardı. Onlarla bazen ihtilafa düşer, nihayetinde İsmail Ankaravî’nin şerhiyle ittifak ettiğini görür ve buna çocuklar gibi sevinirdi. Hatta Ankaravî’ye içten içe bir sevgi ve muhabbet duyardı. Bunu da İstanbul’a geldiğinde, onun kabrini ziyaret ederek göstermiştir.
30.09.2020
5. Uluslararası Çevre ve Ahlak Sempozyumu (ISEM2020), 24–25 Eylül 2020 tarihlerinde Çevre Vakfı, ÇEKUD, Akademik Platform ve Yıldız Teknik Üniversitesi işbirliği ile Online olarak gerçekleştirilmiştir. Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya'nın oturum başkanı olarak iştirak ettiği "Morality and Environment Ahlak ve Çevre İlişkisi" başlıklı panelin video kaydı sitemize eklenmiştir.
30.09.2020
Çok farklı işleri ve görevleri kendisine vazife edinen Mehmet Âkif, bütün zamanını âdeta programlamıştı. O bir münevver, âlim, talebe, hoca, güreşçi, yüzücü, nesep ilmi uzmanı, ney üfleyen bir veteriner gibi hayatını verimli ve bereketli geçirmiştir. Şâirlik onun için, belki de tüm bunların toplamıydı: Mehmet Âkif; “Boğaziçi’nde yüzme yarışını kazanan; Çatalca’da güreşen, Veliefendi çayırında adım atlayan; Mütenebbî’yi, İbnülfarız’ı, Kur’ân’ı ezbere bilen; Hersek müftüsü Fehmi Hoca’yla İlm-i ensab! konuşan; Dağıstanlı Hâlis Hoca’yla Kitâbu’l-Kâmil’i hasbihal eden; Musa Kazım Hoca’yla Bedrettin’in Varidat’ını okuyan; sonra Emile Zola’nın romanlarında insan yığınlarının idaredeki kudretini seven ve münekkitlerin de bunu beğendiklerini görünce takdirindeki isabetle sevinen; sonra Halkalı Mektebi’nin bahçesinde ‘istiska-i batın’a uğrayan ineklerin karnından ‘trocart’la su alan; sonra ‘aruz’un orkestrasyonunu yapan Âkif, bir taraftan da nısfiye (kısa ney)üflüyordu.” (Kuntay, 223-24)
24.09.2020
Abdülhamid Han ise, hakikatte Osmanlı’nın son imparatorudur. Devleti, otuz üç yıl ayakta tutmayı başarır, yine de Osmanlı Rus savaşı ile birlikte birtakım isyanları ve bağımsızlık hareketlerini önleyemez. O, ülkesini, bu zor günlerde sakin ve sessiz bir şekilde yenilemek amacını güder. Aynı amacı taşıyan Abdülhamid ile İslâmcılar, bir araya gelmezler veya gelemezler. Bunun bilinen ve bilinmeyen birçok sebebi olabilir. Ancak Sezai Karakoç, (bizim de katıldığımız) bir başka pencereden bakarak, Sultan ve İslâmcılar arasındaki kavgayı, tartışmayı veya nizayı iki tarafı da birbirine yetirtmeden tahlil eder. Ona göre, Alman imparatoru Bismark gibi siyasî akla sahip olan Abdülhamid başa geçtiğinde (1876), eksik olan iyi yetişmiş, genç ve dinamik bir bürokrat ve idarî kadronun bulunmamasıydı.
16.09.2020
 8  ...
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam13
Toplam Ziyaret66418
15 Temmuz Destanı
YENİ ÇIKAN ESERLER

                                                                                            
                                                                                        
                                                      
                                                   
     





Ayasofya Camii İbadete Açıldı
Yayımlanan Eserler


Sayıların Gizemi ve Tasavvufun Dinamikleri
Bayram Ali Çetinkaya
İnsan Yayınları


   İlkçağ Felsefesi Tarihi
Bayram Ali Çetinkaya 
İNSAN YAYINLARI









Yitik Bilgi ve Hikmet
Bayram Ali Çetinkaya





İslam Medeniyetinin Dinamikleri
Bayram Ali Çetinkaya
 İNSAN YAYINLARI



İrfan ve Hikmet Peygamberi 
Bayram Ali Çetinkaya
   İNSAN YAYINLARI
   



   Şems-Mevlana Dostluğu
     Bayram Ali Çetinkaya
     İNSAN YAYINLARI
      


Medine'den Medeniyete

Bayram Ali Çetinkaya
İNSAN YAYINLARI