• Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
Üyelik Girişi
Videolar

Yeni Yayımlanan Kitaplar

   

İsmail Haqqi His Life Works and Views
Bayram Ali Çetinkaya
İNSAN YAYINLARI

ibn rüşd (1. cilt) (uluslararası ibn rüşd sempozyumu bildirileri) doğu-batı ilişkisinin entelektüel boyutu ibn rüşd'ü yeniden düşünmek



ibn rüşd (2. cilt) (uluslararası ibn rüşd sempozyumu bildirileri) doğu-batı ilişkisinin entelektüel boyutu ibn rüşd'ü yeniden düşünmek




Dini ve felsefi metinler: Yirmibirinci Yüzyılda yeniden okuma, anlama ve algılama

Bayram Ali Çetinkaya(Editör)

Doğu-Batı: İki Dünyanın Buluştuğu Noktada Düşünce Günleri


Anasayfa

Tefekkür, sistematik düşünen bir toplumun inşasına çağırmaktadır. Dersler ve ibretler dünyasının şifrelerini çözmek için, ilâhî davet, tüm zamanlar ve mekanlar için geçerliliğini koruyan kutsal bir çağrıyı nida etmektedir. Bunun içinde, sevgi ve merhametin varlığı ise, mutlak bir zorunluluktur. Zira ‘aşkın’ çağrı, mekanik bir yeryüzü sâkinliğini talep etmemektedir. Nihaî hedef, ruhun arınarak dinginliğe ulaşmasıdır. İşte o makam ve mertebede, Hakk’ın rızası, İlâhî rıza vardır. Kenara çekilerek münzevi bir hal içinde düşünmek, Kutsal Çağrının şartlarındandır. Teker teker yapılan bu tefekkür, etkileyen ve körleştiren tüm önyargılardan kurtulmayı amaçlamaktadır. Hakikatte bu, samimi ve ciddi bir yüksek tefekkür çağrısıdır. Kapsamlı ve derin düşünmek, yaşam ve ölümün sırlarının büyük bir kısmını çözebilir. Hakk’ın izin verdiği ölçüde soruların cevapları verilir, yanıtı olmayan sorular çözüm için geleceğin gündemine terk edilir.
27.12.2020
Âkif’in torunu Selma’nın naklettiğine göre; annesi ve dayısına geçmişle ilgili sorular sorduğunda onların, “Selmacığım, tamam soruyorsun da eskileri anmak bizi hüzünlendiriyor, çok yaşlandık, annemizi, babamızı çok özledik, bizi fazla konuşturma.” diye cevaplar verdiğini anlatmaktadır. Selma, annesi ve dayısının babalarını, Kurtuluş Savaşı’ndaki yolculuklarını, yaşadığı zorlukları kendi aralarında ‘fısır fısır’ konuştuklarını da nakletmektedir. Torun Selma annesinin bir müddet sonra felç olduğunu ve hastaneye yatırıldığını; akabinde 93 yaşında, dayısının da ondan sonra vefat ettiğini, ölmeden önce de kendisine “Selmacığım, sen üzülme; annen vefat etti ama ben yanındayım, asla gitmeyeceğim” diyerek onu teselli ettiğini hüzünle anlatmaktadır.
17.12.2020
Emin, ne yazık ki, askerlikten terhis olduktan sonra kendisini içkiye verir ve yakınlarından uzak bir şekilde perişan bir hayat sürer. Sabahçı kahveleri ve hamamlar, artık onun ikamet yeridir. Yalın ayak bir şekilde şarap, ispirto ve esrar parası için hamallık yapar. 1939 yılında gelindiğinde, İstanbul zabıtası tarafından esrarkeş olarak tespit edilip yakalanır ve akıl hastanesine gönderilir. Burada bir süre kalan Emin, kendisine ulaşan bir baba dostu sayesinde Bursa Atatürk Çiftliği harasında kahya olarak çalışmaya başlar. Evlenir ve mutlu bir hayat sürer. Ancak 1963-64 yıllarında işinden çıkarılır. İstanbul’a döndüğünde, o tekrar esrara başlar. İki üç yıl sonra eşi de vefat edince yalnız kalır. Hayatını bitirmek amacıyla kendini içkiye ve esrara verir. Yine hastaneye yatılır. Bir müddet orada kaldıktan sonra Kasım 1966 yılında, Tophane’de, içinde kaldığı/yattığı terk edilmiş bir kamyonetin karoserinde ölü olarak bulunur.
17.12.2020
1925’den 1936 yılına kadarki dönemde, Âkif, çocuklarıyla ilgili birçok bilgiyi mektuplarında anlatır. Evlatları içinde Emin’in ismi daha çok geçmektedir. Mısır’a gittiği ilk seferinde, Türkiye’de kalan oğlu Emin ile ilgili aldığı bilgiler, Millî Şâirimizi çok üzer ve hüzünlendirir. Bunun üzerine yakın dostu Fuat Şemsi’den yardım talebinde bulunur. Ancak Emin’i, yanında Mısır’a götürdükten sonra onunla bizzat ilgilenir, eğitimiyle uğraşır. Oğlu Emin ile ilgili müspet gelişmelerden çok memnun olur ve dostlarıyla bu güzel durumu paylaşır. Ancak Mehmet Âkif’in oğlu Emin, askerliğini yapmak üzere Mısır’dan Türkiye’ye döndüğünde her şey yeniden başlar. Askerliğini Kırklareli’nde yapan Emin, bu dönemde kaldığı koğuştaki arkadaşlarına Kur’ân okuyup, tefsir yapar. Ancak bu durum, kışla içindeki bazı insanları rahatsız eder. Kışlada Kur’ân okuyup arkadaşlarına tefsir yaptığı gerekçesiyle Divan-ı Harb’e verilir.
17.12.2020
Sözde ilim erbabı, cehaletin gücüyle enaniyetin onu şımartmasıyla kendisini yarı-tanrı zanneder. Zanneder ki, bilgi, onunla kemâle erer. İnsanlığın kurtuluşunu kendisinde vehmeden bir “mesih”/kurtarıcıya dönüşür. Uyarıcı ve kurtarıcılık, onda birleşmiş, hakikat onda tecessüm etmiştir. Bilmez ki, Hatemü’l-Enbiya’nın (s) dediği gibi, “iman çıplaktır; onun örtüsü takva, süsü hayâ ve meyvesi ilimdir.” (Ebu Derda) İnsanların arasında nübüvvet makamına en yakın olanlar, ilim erbabı ve Allah yolunda çalışan ve savaşanlardır (cihad ehli). İlim ehli, insanlığı, peygamberlerin getirdiği ilahî ilke ve düzene yönlendirir. Cihad ehli olanlar ise, bu ilahî nizamı silahlarıyla muhafaza etmek için tüm varlıklarıyla mücadele ederler. (Ebu Nuaym)
10.12.2020
Tevazu ehli, Hakk’ın rızasına talip olan yüce gönüllü nahif kişidir. İnsanlardan ‘yüz çevirmeyen ve böbürlenerek’ yürümeyen mütevazı, kibir ve kendini beğenmişlikten uzak hayatı tercih eder. Tevazu, zarafetle güzellikleri taşır ve dağıtır. Yumuşaklığın bulunmadığı yerde, çirkinlik ve şer hayat bulur. Kötü ve şerri giderecek ise, tevazunun dili güzel sözden başkası değildir. Güzel söz, kendinden verilmiş bir infaktır, sadakadır. Yani güzel söz dağıtıldıkça tevazunun zâhir olup yaygınlaşmasına vesile olur. Affetmek ve bağışlamak, mütevazı olanın sıfatıdır. Bağışladıkça, affedenin şerefi, Hakk’ın huzurunda artar, ziyadeleşir. Rahman’ın nezdinde izzet ve şeref kazanmak, sade ve gösterişsiz olmakla gerçekleşir. Nihayetinde iman artar, ihlas kuvvetlenir, ihsan ziyadeleşir.
10.12.2020
İnsan sevgisiyle dolu olan Batı uygarlığı, evrenselliğini böyle gerçekleştirecek, ‘çocukluk çağında’ olan insanın, artık kendi ayakları üstünde olduğuna kanaat getirerek, ‘baba imajı’ yerine koyduğu tanrı’ya ihtiyacı kalmayacaktı. Zira en değerli olan insandı ve böylece insan ‘her şeyin ölçüsü’ olacaktı. Kendisinin dışındakiler, bu ‘üstün insan’ olma şerefini yakalayabilecekler miydi? Yoksa, Batı için, Batı’nın yararına olan her şeyde, kendilerinden olmayanlar feda edilebilir miydi? Amaçlarına kavuşmak, konforlu ve üstün bir yaşam standardı için başkaları/ötekileri araçsallaştırabilir miydi? Batı; kan, zulüm ve gözyaşı üzerine kurduğu uygarlıkları, modern zamanlarda daha insanî ve ‘şık’ kavramlarla takdim ve tarif edilebilmekteydi. İki cihan savaşının, milyonlarca insanın can ve bedenin üzerinde gerçekleşmesi, Batının vicdanında bir merhamet yuvası açabilmiş miydi acaba?
03.12.2020
Hakikati inkâr edenler, zannın ve şüphenin kölesidirler. Körlük, hakikati perdeleyemez. Hakikat, güneş gibi apaçık şavkını bütün yüreklere taşır. İçinde tevhidin hayat sırrını götürerek, istikametin yolcularına dosdoğru yolu gösterir. Hakikatin sırrıyla ikrama ve muştuya nail olanlar, varlığın tabiatına yönelirler ve onu anlamaya çalışırlar. Hakikatin hükmü, arayanlar için zâhirdir. Dünyaya gelmiş varlık insan, ilâhî gerçekliği arayan bir kâşiftir. İlk yaratılışın sırrından başlayarak, el-Evvel ve el-Âhir’i, yani hakikati aramaya girişir. İbrahim’in hakikat arayışı, insanlığın var oluşunun provasıdır. Hakikat sırrı, İbrahim’in arayış seyahatinin akıbetiyle ilgilidir ve ona bağlıdır. Mutlak Varlık, Allah, tevhid sahibinin en yakın hakikat dostudur.
27.11.2020
Görünmeyen Üniversite Mehmet Zahid Kotku Efendi’dir. O, Osmanlı mirasçısı yeni Türkiye’nin gönüllerini ve ruhlarını inşa eden âriflerinden birisidir. Ahlâk ve ‘nesfin terbiyesi’ kadar, maddî kalkınma ve terakki (ilerleme) konusunda hassas olan Mehmet Efendi, dünyayı ve seküler alanı kutsayanlara karşı da ikazlarda bulunmayı ihmal etmez. Nefsin, şeytanın ve şehvetin esiri olan ruhları, uyarılarıyla gafletten uyandırma vazifesini uzun ömrü boyunca her dâim yerine getirmiştir. Mehmet Efendi, eserleriyle insanı inşa etmeye gayret etmiş, böylece yerli ve millî zihniyetin yollarını göstermeye çalışmıştır. Mehmet Zâhid Efendi, Ayet ve Hadislerden Dualar ve Zikirler (Evrâd-ı Şerif) adlı eserinin girişinde, kısa ve özlü hayat prensiplerine bağlanmayı, istikametin dosdoğru olmasını göstermeye çalışan ‘Sağlam İpe’ tutunmayı öğütlemektedir. Anadolu irfanın imbiğinden çıkan sırlı ve hikmetli sözler, kalpleri, gönülleri ve zihinleri tevhidin gücüyle mayalamaktadır.
20.11.2020
İstasyon içinde, bir bekleme salonu ve bir de memurun kalması için barınak şeklinde mekân bulunmaktadır. Tren istasyondaki memurun ve ailesinin hali çok perişandır. Sefalet, fakirlik ve yokluk ailenin üzerinde belli olmaktadır. İnsanların oturması için sandalye dahi olmayan bu yerde, oturmak için ancak otla doldurulmuş minderler bulunmaktadır. Çöldeki tren istasyonunda kalan bu aileyi, yakında gerçekleşecek bir doğum beklemektedir. Nitekim istasyon memuru, Âkif ve Teşkilat-ı Mahsusa’yı kuran Eşref Kuşcubaşı’dan, çaresizlik içerisinde, utanarak ‘sizde eski çamaşırlar varsa bari verin de doğacak çocuğa saralım’ diyerek mahcup bir şekilde yardım talebinde bulunur. Yani üç-beş gün içinde doğacak çocuğu saracak bez ve kıyafet bile bulunmamaktadır.
13.11.2020
 5  ...
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam57
Toplam Ziyaret63440
15 Temmuz Destanı
Ayasofya Camii İbadete Açıldı
Yayımlanan Eserler


Sayıların Gizemi ve Tasavvufun Dinamikleri
Bayram Ali Çetinkaya
İnsan Yayınları


   İlkçağ Felsefesi Tarihi
Bayram Ali Çetinkaya 
İNSAN YAYINLARI









Yitik Bilgi ve Hikmet
Bayram Ali Çetinkaya





İslam Medeniyetinin Dinamikleri
Bayram Ali Çetinkaya
 İNSAN YAYINLARI



İrfan ve Hikmet Peygamberi 
Bayram Ali Çetinkaya
   İNSAN YAYINLARI
   



   Şems-Mevlana Dostluğu
     Bayram Ali Çetinkaya
     İNSAN YAYINLARI
      


Medine'den Medeniyete

Bayram Ali Çetinkaya
İNSAN YAYINLARI
YENİ ÇIKAN ESERLER

                                             
     

   



Doğudan Batıya Düşüncenin Serüveni Semineri


İzmirli İsmail Hakkı
Bayram Ali Çetinkaya
 İNSAN YAYINLARI