• Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
Üyelik Girişi
Videolar

Yeni Yayımlanan Kitaplar

   

İsmail Haqqi His Life Works and Views
Bayram Ali Çetinkaya
İNSAN YAYINLARI

ibn rüşd (1. cilt) (uluslararası ibn rüşd sempozyumu bildirileri) doğu-batı ilişkisinin entelektüel boyutu ibn rüşd'ü yeniden düşünmek



ibn rüşd (2. cilt) (uluslararası ibn rüşd sempozyumu bildirileri) doğu-batı ilişkisinin entelektüel boyutu ibn rüşd'ü yeniden düşünmek




Dini ve felsefi metinler: Yirmibirinci Yüzyılda yeniden okuma, anlama ve algılama

Bayram Ali Çetinkaya(Editör)

Doğu-Batı: İki Dünyanın Buluştuğu Noktada Düşünce Günleri


Anasayfa

Deistlere göre, Tanrı, bu muazzam makinayı yapan bir mühendis, bu saati yaratan bir saatçidir. O, bu saati kusursuz ve en iyi prensiplerle yapmış ve harekete geçirmiştir. Dolayısıyla evrenin, Tanrı’nın müdahalesine bir ihtiyacı kalmamıştır. Bu tezler, Newton gibi bilim filozofları tarafından ileri sürülmüştür. Buna göre, doğanın yasaları, mucize gibi olağanüstü hallere ihtiyaç bırakmayacak kadar mükemmel ve muazzamdır. Aslında deizm, Tanrı ile insan arasındaki sıkı ve sürekli ilişki ve irtibatı koparmakta bir sakınca görmemektedir. Deizme göre, insanların hayatları ve olaylar, Tanrı’yı ilgilendirmemektedir. Bu da sonuçları itibariyle ibadet, dua ve ayinleri anlamsızlaştırmaktadır. Nihayetinde iyiliklerin ortaya çıkması kötülüklerin def edilmesi gibi amaçlarla yapılan dua ve kutsalın aşkınlığı yerle bir olmaktadır.
18.09.2019
Akıl yoluyla tasavvur edilen bir Tanrı’nın varlığını kabul eden deizm, on altıncı yüzyılda ortaya çıkmıştır. Evrene, dünyaya, maddeye ve insana müdahale etmeyen ilâhı kabul eden deizm, Tanrı’nın varlık açısından değil de etkinlik açısından tabiatın üstünde ve bütünüyle dışında olduğunu ileri sürmektedir. Bu düşünce akımına göre, Tanrı evreni yarattıktan sonra kendi yasalarına uygun bir düzenek içinde onu kendisiyle baş başa bırakmıştır. Akıl ve bilime verilen sonsuz bir değer sonucunda deizm, varlığa, zamana, duaya müdahale etmeyen ve karşılık vermeyen ‘eli kolu bağlanmış’, ‘köşesine çekilmiş’ bir Tanrı’nın arayışı içindedir. Temel iddialarına bakıldığında deizm, Tanrı’ya ilk sebep olarak varlığı hareket(e) veren/geçiren ontik bir vazife vermektedir. Bu kapsamda Tanrı, alemi yöneten değişmez yasaları koymuştur.
13.09.2019
İki cihan mutluluğunu bulmak da, gönül rızasıyla gerçekleşir. Hiçbir baskı ve tesir altında kalmadan severek isteyerek gönüller vermek istikametin işaretidir. Bunun sonucunda gönül huzur ve rahatlığıyla keder ve sıkıntılar sona erer. Mutluluğun gerçekleştiği gönül devleti, söz ve davranışla sevindirerek ve iltifat ederek inşa edilir. Ancak gönül dilini kullanmayan kalpleri pas tutanlar ise, karanlığın ve karamsarlığın soğuk yüzüyle bakarlar. Onların baskı ve zulümleri gönülleri yıkar, kalpleri kırar. Gücendirmek, üzmek, gönül yıkmak, gönlü kapalı olanların fiilleridir. Onların kalpleri ve gönülleri keder, tasa ve vesveseyle kaskatı kesilmiştir. Katı kalpliler, kasavet vermek ve ruhu daraltmakla gönüllere acı ve ıstırap taşırlar.
06.09.2019
Huzur bulmak, kulun gönlünün aydınlanmasıyla gerçekleşir. Arzu ve cömertlik, gönül zenginliğiyle zuhur eder. Yaşam gücünün azalması, gönül çöküntüsünün bir sonucudur. Manevî dengeye yitirmeden elindekiyle yetinmek, gönlü doyurur ve besler. Gönlü bol olan, gözü tok bir şekilde kanaatkârlar bahçesinde yer bulur. Artık ona kalp kırıklığı, hırs, ihtiras yaklaşmaz. Dünyaya kul olmamak için, gönül insanı olmak gerekir. Gönül insanın dili de, ahlâkı da, kendisi de güzeldir, hoştur. Zira o kişi, yumuşak diliyle, çirkinlikleri siler, kusurları örter, ak yüzlü erdemli insan haline dönüşür. Günah ve kusurlarıyla kalbi kararanın, gönlü de kararır. Yaşama isteği kalmayan, acımasız, insafsız ve taş kalpli gönlü kara insanın özelliğidir.
28.08.2019
‘Düşünceleri dağılmış, karışmış, ne yapacağını bilemez duruma gelmiş’ olan şaşkın, olayları soğukkanlı ve ferasetle değerlendiremez. O anlık tepki verir, verdiği karşılığın farkında değildir. Sistematik düşünemeyen şaşkın, fikirlerin karışıklığı içinde rotası ve istikameti kaybeder. Basiretle hareket edemeyerek, yönünü tayin edemez. Onun, vahyin kılavuzluğu eşliğinde akıl limanına ulaşmaktan başka çaresi yoktur. Akıl ve vahyin mihmandarlığına giren şaşkın, öncelikle sükûnet ve dinginliği elde eder. Sonraki aşamada sabır, metanet, ferasetle, hedef ve amaçlarını belirler. Olayların sebep ve sonuçları arasında bağlantı kurarak, gelişebilecek hadise ve imkanlar konusunda öngörülerde bulunur. Nihayetinde muhtemel tahminleri, şaşkını, hakikat ve varlığın iç yüzünü keşfetmeye götürecektir. Orada hidayetin nuru ve bereketiyle bir iç aydınlanma yaşaması imkân dahilindedir.
21.08.2019
Aklı karışan, zihni bulanan ne yapacağını bilmeyen şaşkınlar için bocalama süreci kaçınılmazdır. O aşamada, tıpkı öfke anındaki gibi akıl devre dışı kalır, düşünme ve idrak melekeleri kapanır. Duyguların beslediği şekk, şüphe ve zan devreye girer. Bu aşamada yapılması gereken ise, o işi yapacağını düşünerek üstesinden gelmek, olayı kavramaya ve anlamaya çalışmaktır. Kıt anlayış ve sınırlı idrak sahibi, zihni harekete geçir(e)mez. Keşfetmek ve fikretmek, onun gündeminde yoktur. O, tasarlanmamış ve planlanmamış bir şekilde, her şeyi birdenbire yapmaya kalkar; aklına geleni ifşa eder, düşünmeden konuşur ve ağzına geleni söyler. Ancak sonuçlarını hesap etmeden, neler getireceğini düşünmeden istemek, arzulamak ve karar vermek, insanı yanlışlar yapmaya sürükler. Ve nihayetinde zararlar vermesine sebep olur.
16.08.2019
Anadolu’da bir söz vardır: ‘Sana kurban ol(im)ayım’. Sözün sahibi, muhatabına en kıymetli varlığı olan canını ve hayatını vermekten kaçınmayacağını ifade etmektedir. Bir başka ifade de ‘seni Yaratan’a kurban olayım’ ifadesi ise, Hâlık için her şeyini feda etmeyi anlatmaktadır. Hz. Adem’in oğullarının kurbanlarını Allah’a adaması, Hâbil’in adağının kabul edilmesi, onun kardeşi Kâbil tarafından katledilmesiyle sonuçlanmıştır. Adem’in soyundan gelen Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i, duasının kabul edilmesi sonucunda kurban etmeye söz vermesi ve bunu gerçekleştirmeye çalışması, belki de insanoğlunu büyük bir sorumluluktan kurtarmıştır.
14.08.2019
Rehberliğinin yanında akıl, insana özgü bir bilme ve bilgi edinme vasıtasıdır. Bilmenin her türlü faaliyeti için akıl, irade edildiğinde kullanılan yalnızca insana bahşedilen bir hazinedir. Onunla varlığın hakikati kavranılır; merak, kaygı, şüphe giderilir ve müspet eleştiriye kapı açılır. İnsanı diğer canlılardan farklı kılan akıl, bu ayrıcalıklı yönüyle aynı zamanda kişiye sorumluluğu yükler. Sorumluluk; temyiz, düşünme, anlama ve algıma güçleriyle zemin kazanır. Böylece akıl, bilgiyi elde etmeye/kabul etmeye hazır olan güç konumuna geçer. Bilgiyi üretmenin en önemli aracı olarak akıldan daha değerli bir şey yaratılmamıştır. En güzel şekilde yaratılan insanoğluna, mükemmellik akılla takdim edilmiştir. Bu aklî kemalât, kullara dosdoğru yolu gösterir ve aşırılıklardan onu koruyarak fazilet mertebesine yükseltir. Akıl bu açıdan beşeri, imanî olgunluğa taşır; dininde de istikamet üzere bir dereceyle mükafatlandırır.
09.08.2019
Arınmış kalp bize istikameti gösterir. Dosdoğru yoldan ayrılmayan kalp, Hakk’ı ve hakikati kendisine rehber edinmektedir. Zira değişmeye ve bozulmaya muhatap olan kalp, Allah’ın Resulü’nün (s) benzettiği gibi, “çöldeki bir tüy gibidir. Rüzgâr onun içini dışına, dışını da içine çevirir durur.” Değişen katı kalp, beraberinde ‘göz katılığını’, yani ağlamamayı getirir. Hırs ve tul-i emel de onlarla beraber bulunur. Halbuki kalbi rahatlatmak ve inceltmek, zühd sahibi olmakla mümkün olur. Kalp ve içinde olduğu beden, dünyaya rağbet etmekle katılaşır, duygusuz hale dönüşür. Onun için kalpler ayrı düşmemelidir. Aynı safta ve beraber olan kalpler, Allah’ın tevhid ipine bağlı olan gönül kuşlarıdır. Bu gönül kuşları ki, zarif, refik ve şefiktir. Kalbin ilmi ve bilgisi, dilin ilminden farklıdır. Tevazu ve sadelik, kalbin anahtarıdır. Gurur ve kibir ise, kalbin kilitleridir. Kalp, mütevazilikle büyür, şereflenir; ucupla küçülür, alçalır.
01.08.2019
Gaflet içindeki kalp ise, hastalıklıdır. Şüphe ve zulüm, onu mazlumlardan uzaklaştırır. Hakk’ın üstünlüğünden zâlimlerin çıkarcı menfaatlerine yaklaştırır. Kışkırtıcı ve fitneci kalp, inkârcıların hedeflerine güç taşır. O kalp ki, suçlu ve günahkarların kalbiyle birlikte atar, onlarla beraber aynı dünyevî amaçlara yönelir. Hakk ve hakikatle birlikte olan kalp, Rahman’ın yolunda bir savaşçıdır. Korku, şüphe ve umutsuzluk, selim kalbin mücadele ettiği düşmanlardır. Arınmış kalp, tevhid yolunda kendini feda edendir. İçleri titreyen, gönülleri el-Vedûd’un sevgisiyle dolu olan kalp, selim kalptir. Hidayet yolu, kalpleri Allah’ın zikriyle çalışanlara açıktır. Öfkeyle dolu kalp ise, Allah’ın Nebisi Hz. Peygamber’in (s) son sözlerinde dediği gibi En Yüce Dost’a düşmandır. Tevhide olan kini, onu inkarcıların arkadaşı yapar. Nitekim yaklaşmakta olan Ceza Günü, ‘yürekler gırtlaklara dayandığında, onlar için ne bir dost, ne bir koruyucu ne de bir şefaatçi olmayacaktır.
25.07.2019
 5  ...
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam16
Toplam Ziyaret48368
YENİ ÇIKAN ESERLER

                                             
     

   



Doğudan Batıya Düşüncenin Serüveni Semineri

Yayımlanan Eserler

Yitik Bilgi ve Hikmet
Bayram Ali Çetinkaya





İslam Medeniyetinin Dinamikleri
Bayram Ali Çetinkaya
 İNSAN YAYINLARI



İrfan ve Hikmet Peygamberi 
Bayram Ali Çetinkaya
   İNSAN YAYINLARI
        İlkçağ Felsefesi Tarihi
Bayram Ali Çetinkaya 
İNSAN YAYINLARI


   Şems-Mevlana Dostluğu
     Bayram Ali Çetinkaya
     İNSAN YAYINLARI
      


Medine'den Medeniyete

Bayram Ali Çetinkaya
İNSAN YAYINLARI

İzmirli İsmail Hakkı
Bayram Ali Çetinkaya
 İNSAN YAYINLARI