Isıtılmış Tuğla-Baba Sevgisi
İnsanlar ve topluluklar, zaman ve mekanla değişiklikler göstermektedir. Geçmişin sıcaklığı, samimiyeti, içtenliği ve ihlası, maalesef modern zamanlarda yerini bireyselliğe, yalnızlaşmaya, yabancılaşmaya ve çıkarcılığa bıraktı. Güzellik, estetik ve muhabbet, geride kalan zamanlarda yaşanmış hoş olgular olarak hatırlarda kaldılar. Kanaat, paylaşma, bir ve beraber olmanın, ne güzel özellikler ve hasletler olduğunu bugün daha iyi anlıyoruz. Geçmişe özlem ve öykünme, bugün ve geleceğe kaygılı bakma hallerini yaşıyoruz. Çocukluğumuzun geçtiği Konya ve ilçesi Yunak, bir Anadolu kasabası olarak yaşananlar ve yaşadıklarımızla bizi eğiten, bilgilendiren ve geleceğe hazırlayan birçok erdem ve güzelliği kazanmamıza vesile oldu. Kalabalık bir aile içinde büyümenin erdem, erkan ve adap öğrenmenin önemli bir vasatı oluşturduğunu bizzat tecrübe etmenin ayrıcalığını yaşadık. On iki kişinin olduğu bir aile içinde bulunmak hem birtakım zorlukları, ama hepsinden önemlisi birçok ayrıcalığı insana kazandırmaktadır. Aile içinde büyük baba, büyük anne, baba, anne, amcalar ve hala; hayır, iyilik ve erdemin güzelliklerini bize, daha doğrusu yüreğimize ve gönlümüze taşıdılar. Necmiye Hala’mın anlattığına göre önceleri altmışlı yıllarda ahşap iki katlı, içerden merdivenli bir evde yaşamışız. Üst katta üç oda bir mutfak; alt katta iki oda şeklinde bir hane bizim yuvamız olmuştu. Rahmetli Babaannem (2012) alt katta kuzinede sabahın erken saatlerinde ekmek pişirir, kahvaltıda yememiz için gayret gösterirdi. Evlerimiz birer gelenek, kültür ve eğitim yuvası işlevini görürdü. Halam, evin üst katına, zaman zaman amcalarının geldiğini anlatmaktadır. Hatta ilkokul mezunu olmayan Dedem (1922-1992), okuma yazmayı askerde ‘Ali Okulu’nda öğrenmişti. Ancak Dedem, manifaturacı olması sebebiyle ilimiz Konya ve İstanbul’a kumaş ve diğer malzemeler almak için seyahatlerde bulunur. Muhtemelen oradan kitaplar getirirdi. Necmiye Halam, Dedemin getirdiği kitapları, kendisi ona ve amcalarına okuduğunu anlatmaktadır. Aklında kalan kitaplar olarak Allah’ın Gazapları, Peygamberlerin Hayatları… gibi eserleri hatırlamaktadır. Kendisi henüz ilkokuldayken Halam, Dedemin eve getirdiği kitapları okurken, amcalar dikkatlice onu dinlerlermiş… Dedemin evinde hiç kavga, yüksek sesle tartışma ve gürültü olmazdı. Evin içinde sekinet ve sükûnet hali sürekli varlığını korurdu. Evde Dedem, Babaannem, Babam, Annem, dört Amcam ve evin biricik kızı Necmiye Halam bulunmaktaydı. Toplam on kişiydik. Kardeşim Yusuf’un doğmasıyla birlikte on bir kişilik kalabalık aile, ama sevgi ve mutluluğun olduğu huzurlu bir yuvaya dönüşmüştü. Dedem, henüz anne karnındayken babası, tıpkı Peygamberimiz (s) gibi vefat etmiş. Annesi de yedi yaşındayken hayatını kaybetmiş. Dolayısıyla Dedem hem yetim hem öksüz olarak hayata başlamıştı. Hacı Ali Dedemin üç abisi ve iki ablası bulunmaktaymış. Dört kardeşin en küçüğü olduğu için Dedem zorluklar içinde hayatını sürdürmüş. Genellikle gençlik yıllarına kadar koyun güder, çobanlık yaparmış... Yirmi beş yaşında geldiğinde kardeşleri onu evlendirirler. Çocukluk ve gençlik döneminin zorluğunu belirtirken Dedem, ‘evleninceye kadar kepenkte yattım, yatak yüzü görmedim’ sözlerini ifade ederdi. Çoğunlukla kırda ve yaylada bulunduğu için güç bir hayat onun kaderi olmuştu. Dedem, Küçükhasan köyünün ağasının kızı olarak Fatma babaanneyle evlenir. O hem esnaf hem de çiftçi olarak hayatını sürdürmüş, çok çalışkan bir insandı. Dedem köy hayatından sonra ilçeye, Yunak’a taşındı. İki katlı ahşap evden sonra, Dedemgil iki katlı üç daire betonarme yeni eve geçerler. Üst kata Babam ve on altı yaşında amcasının kızı annem Elife ile evlenir. Ben 25 Eylül 1967’de doğarım. Kalabalık aile içinde yaşayan bizler, mutlu ve huzurlu bir ortamın maddî ve manevî lezzetlerini içimizin en derinliklerine kadar hissederdik. Kışın Yunak, yazın Çetinkaya yaylası bizler için yurt idi. Koyun, inek, bostan, harman… Yayla hayatının yoğun geçen rutin işlerindendi. Kuyudan merkeple veya el marifetiyle lastik büyük kovalarla su çekmek bizler için hayatın doğal akışının bir parçasıydı. Bostanda yetişen kavun, karpuz ve günaşık (ayçekirdeği) bizler için lezzetin doğal tatlarıydı… Yaylada işler çoktu, ama mutlu ve huzurlu bir sevgi ortamını yudumluyorduk. Yaylada yetiştirilen ve üretilen mahsul, ürün ve katıklar (tereyağı, peynir, yoğurt…) bütün yıl aileyi, hatta akraba ve komşuları da besleyecek bereket yığınlarına dönüşüyordu. Dedem, manifatura ve çiftçilik işlerinde abisi büyük amcam Hacı Hamit’le ortaktı. Kasa ve çalışma daha çok Dedemin gözetimindeydi, Hacı Hamit ise babam ve amcalarımla çiftçilik tarafıyla ilgiliydi… Hacı Hamit ilk karısı ve çocukları erken vefat edince, ikinci evlilik ve yeni doğmuş çocuklar meşguliyetini arttırmaktaydı. Dedem yetim ve öksüz kalınca, bu eksikliğini büyüklerine yönelttiği için abilerini çok severdi, onlara hiç kıymazdı. Necmiye Halam, zaman zaman o günleri anarak hem evde hem de yaylada çok çalışarak büyüdüğünü anlatır. Halam manifatura dükkanında da çok çalıştığını, -hatta Dedemin dükkân mali defterlerini tuttuğunu aktarırken,- on yaşında inekleri sağdığını anlatmaktadır. Naklettiğine göre bir gün Fatma Babaannem, onun eline bir bakraç verir, ‘Git ineği sağ’ der. Halam ineği sağar, tam bir bakraç süt dolar. Birden inek tekme atınca, bakraçtaki bütün süt yere dökülür. Necmiye Halam ağlamaya başlar, Babaanneme ne diyeceğini nasıl hesap vereceğini düşünerek korkuya kapılır. Babaannemin çok kızacağını belki de dayak yiyeceğini düşünerek ağlamaya başlar. Bu korku içindeyken boş bakraç elinde olduğu halde Dedem çıkagelir ve ona ‘ne oldu, niye ağlıyorsun?’ diye sorar. Sütler dökülmüş, zemin beton olunca yerler bembeyaz hale dönmüş… Halam Dedeme ‘Süt döküldü, annem kızacak, dövecek’ der. Dedem onu sakinleştirir, ‘sen gel’ der. Babaannemin yanına geldiklerinde Dedem, Babaanneme ‘Necmiye ölse mi iyi, süt dökülse mi daha iyi… ‘sözlerine karşılık o da ‘Necmiye ölmesin, süt dökülsün’ der. Dedem de Babaanneme ‘o zaman süt döküldü’ der. Halam böylece Dedemin sayesinde Babaannemin öfkesinden kurtulduğunu sanki bugün olmuş gibi hoş bir hatıra şeklinde gülümseyerek anlatır. Necmiye Halamın söylediğine göre, Babam askerdeyken benden sonra ikinci oğlu Yusuf (Cezmi) dünyaya gelir. 8 Mayıs 1969 yılında doğan kardeşim Yusuf’la birlikte güzel ailemizin nüfusu on bire çıkar. Babaannem öğleyin iki tencere, akşam iki tencere yemek pişirir, sevgili eşi, çocukları, gelini ve torunları için… Evde her öğün iki sofra kurulur… Bulaşık makinası yok, sıcak sular yok. Hepsi elden geçer. Yunak’ta hayat güzelliklerle devam ederdi… Kışlar uzun ve bol kar yağışı bölgemizin üzerine bereket yağdırırdı. Halam diğer erkek kardeşlerinden ayrı olarak evin en dip tarafında, sobanın olmadığı odada yattığını anlatırken kalbi ve yüreği çocuklarının sevgisiyle dolu olan sevgili Dedem’den bahseder: “O soğuklarda dip odada sobasız yatardım. Babam rahmetli gece sobanın üstünde ısınan tuğlayı ayaklarımın altına koyardı, üstümü örterdi. Şu yaşıma geldim, sıcağı sevmem, hani insanlar sıcacık derler ya. Bana göre değil…” Aslında yaşadığı altmışlı yılları düşündüğümüzde kızlara, hatta erkek çocuklara, ebeveynlerin sevgilerini açık ve gizli gösterdiği olağan bir durum değildir. Yerleşik gelenekler ve adetler, çocuklara aşırı ve aşırı olmayan sevgiyi göstermeyi, -bugün de tersinden aşırı bir sevgi yüceltmesi var- hoş ve olağan karşılamazdı. Ancak Dedem, soğuk ve sobasız odada yatan biricik kızının üşüdüğünü düşünerek, gece yarısı kalkıyor, muhtemelen sobanın üzerinde ısınmış olan tuğlayı ayaklarının altına koyuyor. Aslında Dedem, çocuklarına sevgisini açıktan göstermezdi, biz torunları ise onun bize olan sevgisinin tüm tonlarını açıktan tecrübe ederdik. Ancak Dedem ve Babaannem evlatlarına karşı, gözleri ve sımsıcak kalpleriyle büyük sevgi taşımaktaydılar. Necmiye Halamın anlattığına göre 27 Mayıs 1972 yılında ilk kız kardeşim Sümeyra (Handan) dünyayı gelir. Güzel, huzurlu ve mutlu ailemiz on kişi olur. Halam o günler için şunları söyler: ‘O günler benim hayatımın çocukluğu… ilk bölümleri…” Aslında Babam, iş olarak Dedemden ayrılmış, annemin babasından kalan bir miktar para ve Dedemin (izni) desteğiyle kendi dükkânı açmıştır. Kendisi de Dedemin evinden ayrılıp ailesiyle ayrı evini kurmak istemiş... Ancak kendi işini kurmasına izin veren Dedem, ayrı eve çıkmasına müsaade etmemişti. Tabii ki, biz torunlarından ayrı kalmak onun ve Babaannemin en hassas noktasıydı… Torunlarına olan sevgisi ve saygısı bizleri mahcup edecek derece çok yüksek bir muhabbet ve yüce bir ahlâk barındırmaktaydı. Okul mektep görmemiş olan Dedem, Türkçe okuma ve yazmayı askerde öğrenmişti. Tek Parti döneminin dine karşı olan politikaları, onun erken dönemde Kur’an öğrenmesine engel olmuştur. Rahmetli Dedeciğim, tam Kur’an’a geçeceği sırada Hocasının, okudukları Kur’an öğrenme cüzlerini ve Kur’an-ı Kerim Mushaflarını bir çukur kazdırıp içine gömdüğünü hüzünlü bir şekilde anlatırdı. Dindar, kimsenin hakkına girmeyen bir insan olarak Dedem, imanlı, sabırlı, çalışkan meziyetleri olan erdemli bir Allah ve Kur’ân aşığıydı. Altmış beş yaşından sonra Kur’ân öğrenmiş, yetmiş yaşına kadar, kendi özel büyük Mushaf’ın içindeki el yazısıyla not aldığı bilgilere bakılırsa, yüz hatim yaptığı anlaşılmaktadır. Dedem, bütün çocuklarını okutup isteklerine ve gönüllerine göre evliliklerini yapar. İşte Dedemin evi…. Kavga ve gürültünün olmadığı sevgi, saygı ve huzurun bulunduğu mutlu bir hane, sıcak bir yuva, her daim sığınılan bir liman gibi idi. Günümüze kadar gelen bu gönül yuvası, halen o günden kalma halini büyük ölçüde koruyarak hem çocukları hem de torunları için sekinetin ve dinginliğin hanesi olarak hepimizi hala sımsıcak kucaklamaktadır. Dedemin, evlatlarına karşı sözlü ve yazılı şiddeti olmazdı, biz torunları ise ondan ve Babaannemden yüksek sesle bir öfke, azar ve ikaza bile muhatap olmadık. Gülen yüzler, seven gözler her an bizi kucaklayacak gibi duran hallerini nasıl unutabiliriz. Onlar bize sevgiyi, sevilmeyi, edebi, erdemi ve güzel ahlakı bizzat kendileri yaşayarak ve yaşatarak öğrettiler. Dedem dışarıda Babaannem içerde bir ömür çalıştılar, uğraştılar ve gayret ettiler. Onlar Allah’ın rızasını bilerek, isteyerek kazanmaya çalıştılar. Evlatlarına temiz rızık ve helal lokma yedirerek ahlâklı yetiştirmeye çaba harcadılar. Dedemin çocuklarına yaptığı en büyük nasihatlerini, soğuk kış gecelerinde üşümemesi için uyurken ayaklarına sıcak tuğla koyan Necmiye Halam şu şekilde aktarmaktadır: “Erken kalkın, namazınızı kılın, sigara içmeyin…” Halam, Dedemin çocuklarına sevgisini alenen göstermemesini, onun annesiz babasız büyümesinden kaynaklanabileceğini düşünmektedir. Hasılı Dedem, Babaannem, Babam, Annem, Amcalarım ve Halam, bizler için birer erdem ocağı, hayat okulu, ahlak numuneleri ve fazilet örnekleri olarak geleceğimizi inşa ettiler. Allah hepsini iki cihanda aziz etsin, Rabbulalemin onlardan razı olsun.
|
30 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |