• Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
Üyelik Girişi
Videolar

Yeni Yayımlanan Kitaplar

   

İsmail Haqqi His Life Works and Views
Bayram Ali Çetinkaya
İNSAN YAYINLARI

ibn rüşd (1. cilt) (uluslararası ibn rüşd sempozyumu bildirileri) doğu-batı ilişkisinin entelektüel boyutu ibn rüşd'ü yeniden düşünmek



ibn rüşd (2. cilt) (uluslararası ibn rüşd sempozyumu bildirileri) doğu-batı ilişkisinin entelektüel boyutu ibn rüşd'ü yeniden düşünmek




Dini ve felsefi metinler: Yirmibirinci Yüzyılda yeniden okuma, anlama ve algılama

Bayram Ali Çetinkaya(Editör)

Doğu-Batı: İki Dünyanın Buluştuğu Noktada Düşünce Günleri



İzmirli İsmail Hakkı
Bayram Ali Çetinkaya
 İNSAN YAYINLARI



15 TEMMUZ DESTANI
Babam’la Son Kırk Sekiz Saat

Babam’la Son Kırk Sekiz Saat

 

Bayram Ali Çetinkaya

 

            Baba ve anne, ailenin temelidir, omurgasıdır, direğidir, hâsılı her şeyidir. Aile, anne ve babayla ayakta kalır, onlar sağlam, erdemli, mukavemetli ise, diğer fertler, yani kız ve erkek demeden çocuklar da dirayetli, ahlâklı ve örnek kişiler haline gelir.

            Çocuğu dokuz ay karnında taşıyan ve her türlü meşakkate karşı onu koruyan ve muhafaza eden annedir. Ancak Baba, Hakk’tan sonra anneyi de ve tüm aileyi de koruyan, gözetleyen ve onlar için çırpınan fedakâr insandır. Baba da, anne de alıcı değildir, onlar sürekli vericidirler; verirler, kendilerinden verirler, kalp ve gönüllerinden verirler. Neleri varsa, her şeylerini verirler, karşılıksız bir şekilde verirler.

            Baba ailenin lideridir, reisidir, kaptanıdır, hükümdarıdır. Anne ise sultanıdır. Baba arkadaştır, dosttur, yarendir, atadır, cettir. Dertler, sorunlar, meseleler Babanın çözümünü bekler. Onunla problemler çözülür, meseleler sulh ve salah içinde halledilir. Hâsılı evlatlarını kendinden önce koruyan ve gözetleyen fedakâr insandır, baba.

            Baba ne demektir? Baba, saygıdır, hürmettir, sevgidir, muhabbettir, beraber olmaktır, bir olmaktır, birlik olmaktır…

            Çocuk, babası sebebiyle varlık alanına taşınır. Hayata bağlayan en önemli organ kalptir. Ama evlat için baba, vücut/beden ülkesinin enerji ve güç kaynağıdır. O kaynak her fani gibi söndüğünde veya dünyadan ahirete hicret ettiğinde evladın görünmeyen hayat ve gönül damarlarının bazısı kopar, hasar görür, yıpranır, örselenir ve cılızlaşır.

            Her nefis ölümü tadacaktır. Ölüm elbette Hz. Mevlânâ’nın dediği gibi, ‘düğün gecesi’dir; Yüce Sevgili’ye ve onun Habibi’ne kavuşmadır. Zira “O’ndan geldik, yine O’na döneceğiz”. İlâhî emir, kesindir, mutlaktır. Zaman dolunca, vakit gelince, En Büyük Emir yerine getirilince hayat bu dünyada durur. Ebedî hayat, Din günü, Ceza Günü başlar…

            Her ölüm erkendir, acıdır, hüzünlüdür; özlemin başlangıcıdır. Babanın ölümü ise, Allah’tan başka kimsenin kalmadığını akla getirir. Baba Rahman’a kavuşunca geride bıraktığı evlatlar, onun yokluğunu veya var olmayışına alışamamamın hüznünü yaşar. İçine düştüğü boşluğu, yalnızlığı, kimsesizliği ve çaresizliği, Allah’ın sevgisi ve imanından başka bir şey dolduramaz. Babanın Hakk’a kavuşması, evlat için büyük bir yükün sırtına binmesidir. Adeta dünyayı ve var olan tüm yükleri taşımasıdır. Dertler, acılar ve ızdıraplar bu yükün üzerinde ayrıca bir yüktür.

Ancak Hakk’tan gelen emir, kesindir, mutlaktır; itaat ve boyun eğmek biz aciz kulları için bir vücubiyettir.  Baki olan yalnız ve ancak Hazreti Allah’tır. O’na inanmak, güvenmek ve sığınmak ne büyük bir nimettir, lütuftur ve şereftir.

Babamın hayatı, küçük yaşlardan itibaren dünya yüküyle başlar. Bulunduğu ilçe Yunak/Konya’dan hiçbir yeri görmeden, henüz on iki yaşında iken başkent Ankara’ya traktörün mekanik bir parçası için tek başına gönderilir. Babam, bu ilk ve zorlu görevi, hakkıyla yerine getirir. Gönderenler bu mesuliyeti başta düşünmezler, ancak sonradan büyük bir kaygı ve merak içinde kalırlar.

Ortaokuldan sonra oku(ya)maz, Babam. Aslında o yetmiş iki yıllık ömründe okuma yazmayı öğrendikten sonra hayatının sonuna kadar kitapla ve okumakla ilgisini asla kesmez. Gençlik yıllarında aldığı birtakım eserleri, daha sonra yakın bir arkadaşında bulunan İslâm klasikleriyle değiştirir.

Aslında Babam, Tacettin Amca’mın ifadesiyle Öğretmen Okulu’nu kazanır. Ancak o kadar tarla, mal ve mülk için adama ihtiyaç vardır. Çocuklarının eğitimi için ‘ceketimi satarım yine de onları okuturum’ diyen Hacı Ali Dedem, belki de çevresinin etkisiyle Babam’ın eğitimi için yol vermemiş veya tam destek olmamıştır.

Makinalar, otomobiller, traktörler, kamyonlar ve tırlar, Babamın hayatının bir parçasıdır. Yeni araçlar, yeni modeller, Babamın en büyük hobisi, alışkanlığı ve sevdasıdır.

Çiftçilikle birlikte kamyon şoförlüğü onun ilk mesleğidir. İleri yıllarda kamyon ve tır şoförlüğü mesleğini bir müddet daha sürdürür.

Daha sonra amcasıyla ortak olan Babası’ndan ayrılır, kendi işini kurar. Esnaflık, yem ve un ticaretinde sevgili Babam, büyük bir gelişme kazanır. Zira o büyük bir müteşebbis ve ticaret adamıdır. Ticaret, onun adate kimliğidir. Yeni ve özgün çalışma alanları, gelişme imkânı olan sektör ve işleri, Babamın zihninde Allah vergisi olarak çabuk belirir. Dedemin ve amcalarının hem tüccar hem de çiftçi olmaları, onun bu yeteneğini oldukça geliştirmiş olmalıdır.

Babamın kendi ifadesiyle yem ve un ticaretinden çok para kazanır. Öyle ki, kendisinin anlattığına göre, ‘daha fazla verme’ diye Allah’a dua eder.

Okuma alışkanlığı Babamın kitap alması ve küçük de olsa bir kütüphanesi oluşmasına fırsat verir. O, yalnız kendisine ve kendisi için okumaz. Akşamları, hatırladığım kadarıyla henüz küçük çocuklar iken, Gazâlî’nin İhyası, Kimya-ı Saadet’i, eğer zihnim beni yanıltmıyorsa Seyyid Kutub’un fi Zilali’l-Kur’ân eserlerini bize, yani tüm ailesine sesli bir şekilde okurdu. Kendi adıma bazen sıkılsam da dinlerdim. Ancak yıllar içinde belki bu okumaların olması ve evde kitapların bulunması, bende ve kardeşlerimde kitap okuma alışkanlığı kazandırdı.

Erdem ve ahlâkı, Babam, bize bizzat kendi yaşayarak öğretti. Anlatmadan ve söylemeden kendisi uygulayarak bizi yetiştirdi. Erdemsizlikleri onun üzerinde biz görmedik. Dürüstlük, doğruluk, hakkaniyet onun vasıflarındandı. Yardım ve muhtaçlara yardım ve infakı çok önemseyen babam, vefatından bir iki hafta önce Suriye’deki evsizler için yardım göndermeyi de ihmal etmedi.

Babam için bizlerin eğitimi çok önemliydi. Çocukların iyi bir eğitim almasını ciddiye alan Babam, bize ‘hiçbir zaman dersinize çalışın’ diye seslenmedi ve sormadı. Ancak o, eğitim kurumlarındaki veli toplantılarına mutlaka katılır, öğretmen ve idarecilerin geri dönüşümlerini bize söylerdi. Dedemin çocuklarına dediği gibi, Babam da, ‘ceketimi satırım, yine de sizi okuturum’ diye söylemekten kendini alamazdı. Şoförlük yaptığı dönemlerde, gece gündüz direksiyon sallayarak bizi okuttu, her ihtiyacımızı karşıladı. Hiçbir zaman bizi parasız ve harçlıksız bırakmadı. Allah ondan razı olsun.

On altı yaşından itibaren çalışmaya başlayan Babam, kendi babası Hacı Ali ve amcası Hacı Hamit ile birlikte ticaret ve çiftçilikte çalıştı. Böylece onlardan çok şeyler öğrendi. Hatta kendisine, amcaları ve babası hacca gittikleri için ‘Hacıların Osmanı’ derlerdi.

Çeyrek asırdan daha fazla, yani otuz yıl önce Konya’dan Bursa’ya gidiş,.. Babam ve bizler için yeni bir dönemi başlatır. Yeni bir şehir, yeni bir ticari girişim. Selçuklu’nun başkentinden Osmanlı’nın başkentine taşınma, ticaretlerinin gelişmesine katkıda bulundu. Manifaturacı olan rahmetli Hacı Ali Dedem ve kardeşleri de İstanbul’dan kumaş ve benzeri malları satın alıp kendi ilçelerine ticaret için getirirlerdi.

            İki binli yılların başında artık, erkenden başladığı hayat yolculuğunun yorgunluğu ile, Babamın emeklilik dönemi başlar.  Bu süreçte Bursa’da ikamet ettiği Nilüfer ilçesi ve onun merkezinde bulunan Konak Cami ve cemaati önemli bir yer tutar. Konak Camisi, bahçesi ve çay ocağıyla birlikte, Babam için, adeta bir mabet, bir işyeri, bir buluşma yeri, bir muhabbet, bir görüşme ve dertleşme yeridir.

            Sabah namazlarını, hastalandığı dönemlerin dışında (son bir ay) hep Konak Camisi’nde kıldı. Oranın güzel kıraat ve sesli hocası Hafız Salih Hoca’nın okuduğu Kur’ân’ı, Babam uzun yıllar takip etti ve dinledi. Bursa Nilüfer-Beşevler Mezarlığı’nda Selami Amcam’la birlikte kabre yerleştirirken  ruhuyla ve bedeniyle Babam’a, son olarak bir defa daha Salih Hoca’yı dinlemek nasip oldu.

            Salgın/Pandemi döneminde Babam, herkes gibi iki yıla yakın adeta bir esaret hayatı yaşadı. Kalp ameliyatı geçirmesi ve yaşının ilerlemiş olması, kapalı ortamlara girmesi için bir risk oluşturduğundan dolayı genellikle hep içerde kalmak zorundaydı. Bu süreçte, doğduğu ve ömrünün önemli bir bölümünü geçirdiği Mevlânâ diyarı Konya’ya ve ilçesi Yunak’a gitmesi mümkün olmadı. Ancak çok şükür ki, son bir yıl içerisinde ikisinde ben de olmak üzere dört defa baba topraklarına gitti; akraba, dost ve arkadaşlarıyla buluştu, halleşti ve dertleşti. Belki de helalleşti…

            Konya’ya, benim de olduğum, bir gidişinde yolda eski bir arkadaşını ziyaret etme amacıyla evine yöneldi. Piribeyli kasabasında yaşayan arkadaşı İbrahim (İban), eski bir tapu kadastro memuruydu. Arabayı evin önünde durduran Babam, dışarı çıkan kadın ve çocuklar arasında İbrahim’i göremeyince, ‘İban (İbrahim) nerede diye’ birkaç defa sordu. Hanımı İban’ın öldüğü söyleyince, Babam on yedi aydır görüşemediği arkadaşının ölüm haberiyle adeta sarsıldı, yıkıldı.

            Arkadaşlarından daha önce akrabalarına ve onların ziyaretlerine (sıla-i rahime) çok önem veren Babam, mutlaka gittiği her yerde evlerine gider ve görüşürdü. O, Yunak’ta amcasının karısı Meryem Yenge’yi, yine amcasının kızı MS hastası Yurdagül Abla’yı ve amcasının oğlu/kayınbiraderi Hamit Dayı’yı mutlaka evlerinde ziyaret ederdi. Vefatından sonra, kaleme aldığı nasihat türündeki Vasiyetinde herkese hakkını helal ettiğini yazmıştı.

            Babamın akciğer hastalığıyla imtihanı aslında yaklaşık üç yıl öncesine dayanmasına rağmen hastalığına bir yıl önce teşhis konuldu. O da hastalığıyla birlikte yaşadı. Mütevekkil, inançlı ve ümitli bir şekilde hayatını sürdürdü. Rahmetli Ali Dedem gibi Babam da etrafına ve başkalarına muhtaç olmama konusunda çok hassastı. Kendi işini kendi yapma tercihi onun önceliğiydi. Ancak vücudunun gün geçtikçe zayıflaması (mevcut kilosunun hemen hemen yarısına düşmesi), sol kolundaki hareket kısıklığı ve güç kayıp hayat kalitesini son iki üç hafta biraz daha kısıtlamıştı.

            Vefatından son iki gün (26 Ocak/Çarşamba 2022) akşamın geç saatleri bir saat süren baygınlık ve acil ambulans çağrılması kardeşlerimi oldukça korkutur ve ürkütür. Aslında bu rahatsızlık, iki gün sonra Cuma günü ‘emaneti teslim etmenin’ işaretiydi belki de…

Gece haber aldığımda ne yapacağımı şaşırmış bir şekilde, İstanbul’dan Bursa’ya gitmeyi düşünürken, rahatladığı ve düzeldiği haberi üzerine ertesi gün Perşembeyle birlikte Babam’a ulaştım.

Bursa’ya inmeden önce Halamın Babam, merhum Ali Dedem ve merhume Fatma Babaannemle birlikte olduğu rüyayı anlatması içime bir kor gibi düştü. Terminalden gelirken Ankara’da ikamet eden Tacettin Amca’nın telefonla Babamın durumunu sorması ve onunla konuşmam üzerine Babam’ın evine, ata evine ulaştım. Hastalığı sürecinde Babam’ın moral ve yalnızlaşmaması için sık sık Bursa’ya gidip günlerce kalmaktaydım. Hastalık sürecinde uzun süreli Bursa’da kalma, orada Babamla Annemle beraber olma, onların yanında çalışmalarımı sürdürme devam etti.

En son Diyanet Aylık Dergi için istenen ‘Şehirlerin Anası Mekke” yazısını orada (Bursada) başladım, İstanbul’da bitirdim. Babam da o makaleyi henüz yayımlanmadan okumuş ve çok beğendiğini telefonda ifade etmişti.

Annemin son bitirdiği hatimin duasını kardeşim Yusuf’un yapması ve Babam, Annem ve benim duaya katılmam, son güzel olaylardandı. Babamın katıldığı son hatim duası oldu. Zira Annem, sabah namazı öncesi veya sonrası günde bir cüze yakın Kur’ân okur, böylece hatimleri kısa aralıklarla gerçekleşirdi. Akabinde ailece birlikte Babam hatim duasını yapardı. Babamın güç ve kudreti yerinde olmadığı için bu sefer kardeşim Yusuf hatim duasını yaptı.

Beraber olunca, Babamın moral ve yaşama sevinci belirginleştiğini kardeşlerim bana özellikle söylüyorlardı. Ben de eskilerden ve güncel siyasî olaylardan bahsederek onun hastalık gündemini değiştirmeye çalışıyordum.

Arayanların hastalığını ve aşamalarını sorması, onların her birine açıklama getirmeye çalışma, Babam için çok zor bir durumdu. Onun için hastalığını başkalarına söylemememizi özellikle istiyordu. Bu konuda mümkün olduğunca Babamın isteğini yerine getirmeye çalıştık.

Perşembeyi Cumaya bağlayan gece, Babam 3-4 defa gece kalktı. Yanında torunu Said Şamil yatarken, ben de bitişik odadan hemen sesiyle uyanıp ona yardımcı olmaya çalışıyordum.

Sabah 05.00’de uyanış… Babamın ‘bu geceyi de böyle geçirdik. Artık bu kadar uyku yeter’ ifadeleri, hala kulaklarımda. Hakikatte bu gecedeki uyku, onun son gece uykusuydu. O gece…

Ocağa çay koymamızı istedi, Babam. Ancak sadece çay içecekti. O, bir bardak çayı bile artık bitiremiyordu. Aslında kahve ve çayı çok seven birisi olarak, artık bu alışkanlığı kahve için sona ermiş, çay için hala az da olsa devam etmekteydi. Ancak kahvaltı yapmayı düşünmüyordu. Zira kardeşim Yusuf’a Bereket fırının güzel su böreğini siparişini vermişti. Bir gün önceki akşamda.

Sabah kendisinin isteğiyle kardeşim Yusuf’un getirdiği su böreğinin bir diliminin dörtte birini ancak yiyebildi. Aslında son birkaç haftada üç beş kaşık yemekle idare etmeye çalıştı. Zira canı yemek istemiyor, belki iştahı gelir diye farklı yemekler söylüyordu, ancak onları da çok yiyemiyordu.

Cuma mübarek bir gün…

Hasan Amcam habersiz Antalya’dan ziyarete geldi. Babam buna çok sevindi. Akşama kadar onunla vakit geçirdi. Amcamın kendisiyle hediye olarak getirdiği yelek ve takkeden hoşlanmış ve onları üzerine giymişti.

Babamın ikindi namazını Hasan Amca’ma beraber cemaatle kılalım teklifini, abdestli olmaması üzerine Amcamın ‘ben sonra kılarım’ diye cevap vermesi…

 Ancak Hasan Amcam ‘bu son cemaatle kılacağımız namaz olur’ düşüncesi aklından geçince ‘bir dakika’ der, hemen abdest alıp beraber namaz kılarlar. Babam da müezzinlik yapar.

Akşam üstü beş civarında Konya’dan Necmiye Halam ve çocuklarının hediyelerle gelmesi Babamı daha da sevindirdi…

Yeğeni Muhammed İkbal’in yolda yaptırdığı kebabı ikram etmesine karşılık Babamın ‘sonra yerim diye geri çevirmesi...  Ancak Konya’dan gelen yoğurda itiraz etmez bir kaşı alır.

Akabinde orada kurulan sofraya katıl(a)mayan Babamın ‘ben sonra yerim demesi’…

Halamın bir gece önce gördüğü ve Bursa yolunda bana anlattığı rüya adeta orada gerçekleşir.

Necmiye Halam rüyasında Babaannem Hacı Fatma ve Hacı Ali Dedemin, ona seslenip de Babamı yemeğe çağırmaları gerçekleşir. Halamın anlattığına göre rüyada Babam, çok güçsüz ve dermanı olmadığı için Anne ve Babasının çağrısına olumlu cevap veremez, yemeğe katılamaz.

Vefatından önce Halamın anlattığı rüya adeta evde gerçekleşiyor.

Antalya’dan ve Konya’dan gelen Amcam ve Halam (ve çocukları) için kurulan sofraya herkes buyur edilir. Rahat etmesi için yeni alınan özel koltukta otururken, Babam ben sonra yerim diye yemek masasına oturmaz.

Yemek yenilirken Babam oturduğu koltukta başında bir sıcaklığın ve ateşin olduğunu söylemesine üzerine, ben havluyu ıslatarak onun kafasına yerleştirdim. Kendi elleriyle kafasını ve yüzünü silen babam bir müddet rahatladı.

Daha sonra yatağında istirahat etmesini teklif eden Kardeşim Yusuf’un önerisine olumlu cevap verdi. Onun yardım ve hafif desteğiyle odasına yürüyerek giderken hafif bir baygınlık geçirdi. Kardeşim Yusuf’un kucağını yığıldı, Babamı, biz ve yeğenlerinin yardımıyla yatağına yatırdık.

Ve nihayet çağrılan 112 Ambulans eve ulaşır, Bu arada kendisine gelir, Sağlık görevlilerinin durumu normal olduğunu söylemeleri üzerine hastaneye götürülmekten vazgeçilir.

Yatağının etrafında çocukları, kardeşleri, torunları ve yeğenleri olduğu halde konuşmasını Babam sürdürür.

Hastaneye mi götürelim ev de mi kalsın konuşmaları arasında evde kalması tercih edilir.

Halamın Yasin suresini okuma teklifine babamın ‘Hastaya sorulur mu”’ cevabıyla Kur’ân okunur.

Yine Halamın bir de kelime-i şehadet getirelim önerisine Babam ve orada bulunan herkes iştirak eder. Bu arada Annem, üzüntü ve karmaşık duygularla Babamın eline tutar.

Necmiye Halam orada Mustafa Amcamın kızı Rumeysa’nın da bulunduğunu Babam’a hatırlattığında, o, ‘sana bir hasta duası edeyim mi?” diyerek dua eder.

Akabinde üç defa derin nefes vermesiyle Rahmet-i Rahman’a kavuşur.

Hastalık sürecince Allah’ın bir ikramı ve lütfu olarak derin acı ve ızdıraplar çekmeden, hastanede kalmadan, evde dahi yatakta yatmadan Babam Kur’ân sesleri, dua ve kelime-i şehadet getirerek Hakk’a kavuştu. Şükürler olsun. Mekânı cennet olsun.

İki yıldır salgından ona bir zarar gelmesin diye öpemediğim elini vefat edince ancak öpebildim.

Vefatından ardından bizi, amcalarımı ve akrabalarımızı da çok şaşırtacak şekildeki taziyeye ziyaret ve aramaların çokluğu hepimiz için bir teselli oldu. Bununla birlikte Babam için taziye gelenlerin ve arayanların onun hakkında hayır ve iyilikle şehadette bulunmaları, bizlerin hüznünü azalttı, kalbimizi ferahlattı.

Çok dua eden ve İslam klasik kitaplarında karşılaştığı duaları defterine ve kağıtlara yazan Babam (inşallah bunları Babamın Duaları adlı bir kitapta toplamayı düşünüyorum), Cenab-ı Hakk’ın bir inayeti olarak böyle güzel bir hitam ile dünya hayatını tamamladı.

            O itaatkâr bir evlat, şefkatli bir baba, sevgili bir eş ve koca, âdil ve sevecen bir abi, samimi bir dost ve arkadaş, vefalı bir akraba, dürüst ve doğru/güvenilir bir ticaret adamı, sözüne itibar edilen ve dinlenen bir cemiyet insanı olarak “En Yüce Dost’a, Hakk’a kavuştu.

Allah, Ona rahmetiyle muamele etsin, makamını âli etsin, varsa taksiratını affetsin, Cenneti ve Cemal’iyle şereflendirsin. Ebedî hayatta, sevdikleriyle onu Peygamber Efendimiz’in (s) sancağı altında Kevser havuzunun etrafında buluştursun. Amin…

 

 

 

 

  
408 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam16
Toplam Ziyaret83295
Etkinlikler
YENİ ÇIKAN ESERLER
                                               





                                             


                                               
                                                                                        
                                                      
                                                   
     





Yayımlanan Eserler


Sayıların Gizemi ve Tasavvufun Dinamikleri
Bayram Ali Çetinkaya
İnsan Yayınları


   İlkçağ Felsefesi Tarihi
Bayram Ali Çetinkaya 
İNSAN YAYINLARI









Yitik Bilgi ve Hikmet
Bayram Ali Çetinkaya





İslam Medeniyetinin Dinamikleri
Bayram Ali Çetinkaya
 İNSAN YAYINLARI



İrfan ve Hikmet Peygamberi 
Bayram Ali Çetinkaya
   İNSAN YAYINLARI
   



   Şems-Mevlana Dostluğu
     Bayram Ali Çetinkaya
     İNSAN YAYINLARI
      


Medine'den Medeniyete

Bayram Ali Çetinkaya
İNSAN YAYINLARI