• Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
    • Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
Üyelik Girişi
Videolar

Yeni Yayımlanan Kitaplar

   

İsmail Haqqi His Life Works and Views
Bayram Ali Çetinkaya
İNSAN YAYINLARI

ibn rüşd (1. cilt) (uluslararası ibn rüşd sempozyumu bildirileri) doğu-batı ilişkisinin entelektüel boyutu ibn rüşd'ü yeniden düşünmek



ibn rüşd (2. cilt) (uluslararası ibn rüşd sempozyumu bildirileri) doğu-batı ilişkisinin entelektüel boyutu ibn rüşd'ü yeniden düşünmek




Dini ve felsefi metinler: Yirmibirinci Yüzyılda yeniden okuma, anlama ve algılama

Bayram Ali Çetinkaya(Editör)

Doğu-Batı: İki Dünyanın Buluştuğu Noktada Düşünce Günleri


Kırklar Arasında Hızır’ı Aramak

 

Bayram Ali Çetinkaya

 

Terzi Ahmet, 1975 yılında vefat edince, arkasında hanımı Zehra Teyze yalnız kalmıştır. Zehra Teyze, kocasının ‘odasına’ (misafirhanesine) ve kendi evine gelen konukları ağırlayan hizmet ehli, yüreği geniş bir Anadolu kadınıdır. Terzi Ahmet’ten beş yıl sonra vefat eden Zehra Teyze’yi ve gelen misafirleri, gelinleri Ayşe Teyze’den dinlemek gerçekten hoş ve ilginçtir-Kocası, Terzi Ahmet’in oğlu (Taksici) Osman da seksen yaşında hayatta, sağdır.-

Terzi Ahmet’in gelini (halen hayatta yetmiş beş yaşında) Ayşe Teyze, adeta tekrar yaşıyormuş gibi o günleri anlatmaktadır. Kaynana ve gelin olarak her iki mübarek hanım, gelen tüm misafirler için, sürekli yemek pişirirler. Bazıları bir ay, hatta altı ay kalan bile olur. Hanımı Zehra Teyze, kocasına uzun süre misafir olarak kalan bir çerçi için, artık yorgunluğun ve bezginliğin etkisiyle ‘Bey, söylesen de artık gitsin. Bir aydır burada kalıyor’ der. Allah dostu Terzi Ahmet yüce gönlüyle ‘Hanım, ben söylemem, Allah söyler. Ne zaman gideceğini Allah ona bildirir, biz karışamayız’ sözleriyle mukabelede bulunur.

Sürekli gelen garipler, fakirler ve kimsesizlerden oluşan misafirler, Terzi Ahmet’in Odası’nı boş bırakmazlar. Gelini Ayşe Teyze’nin anlattığına göre, bir defasında kırk kişi birden gelir, misafir olur. Kaynana ve gelin, sabahtan akşama kadar onlar için hazırlık yapıp yemekler pişirirler ve onlara ikram ederler.

Yemek bittikten sonra bulaşıkları yıkarlarken Terzi Ahmet gelir ve onlara: ‘Tahta kaşıkları yakın, içlerinden birisi yanmazsa, demek ki onların arasında Hızır vardır’ der. Hanımı ve gelini kırk tahta kaşığı ateşe atarlar, hepsi yanar, ancak birisi yanmaz. Bunun sonucunda Terzi Ahmet, ‘Demek ki içlerinden birisi Hızır’mış, dikkat edin’ diyerek onları uyarır. Bu sözleri, aslında sürekli yemek yapıp hizmet etmekten iyice bunalan iki güzel yürekli Anadolu kadınına bir teselli ve teşvik için söyler.

Terzi Ahmet’in Odası, gelen misafirlerden dolayı boş kaldığı görülmez. Böyle durumlarda bile, gönlü Konya Ovası kadar geniş olan Terzi Ahmet, kimsenin dışarıda kalmasına yüreği dayanmaz.

Terzi Ahmet’in komşularından olan Ahmet Tosun, yaşadıklarını, hayretler içerisinde yakınlarına anlatmıştır.  Hadisenin geçtiği zamanlarda, Ahmet Tosun yeni evlenmiş ve babası da onu, aynı bahçe içerisinde tek gözlü bir odaya yerleştirmiş. Ahmet Tosun, evlerinin yakınlarında -o gün için- ilçenin tek çay ocağı Gıro’nun Kahvenesi’ne gider ve orada geç saatlere kadar oturur. Ayrılacağı vakit gariban, yabancı birisinin, hala orada oturmakta olduğunu görür. Henüz, ilçeye elektrik gelmemiş. Kahvehane gece, gaz lambası ile aydınlatılmaktadır.

Kahveci, Ahmet Tosun’a, ‘bu misafiri Terzi Ahmet’in Odası’na götürmesini’ söyler. Ancak o, ‘misafirhane doludur, Terzi Ahmet de bu saatte yatıyordur, vakit gece yarısı oldu, ne yapacağım’ diye düşünerek misafirle birlikte kahvehaneden ayrılırlar.

Ahmet Tosun, yolda aklından bazı düşünceler geçer: ‘O, yabancıyı evime götüreyim, ama tek bir odamız var’ diyerek bu fikirden vazgeçer. Bir çözüm bulamamın verdiği sıkıntı içerisinde düşünceli halde yanında bulunan gariban yabancı ile ilerlerken, Merkez Camisi’nin üst sokağına yaklaştığı sırada bir karartı sokağın başında belirir. İyice yaklaştığında, onun Terzi Ahmet olduğunu fark eder. Her ne kadar evleri, Terzi Ahmet’in eviyle caminin üst sokağında aynı yol üzerinde yan yana olsa da; Ahmet Tosun, gecenin karanlığında birden Terzi Ahmet’in ortaya çıkmasına karşısında ürpererek korku ile şaşkınlık arasında kalır.

Kendini biraz toparlayarak şaşkınlığını üzerinden atan Ahmet Tosun’a, Terzi Ahmet seslenir. ‘Nerede kaldınız, ben de misafiri bekliyorum’ der. Misafirhanesi dolu olan, Terzi Ahmet, o yabancıyı kendi evine götürür.

Rahmetli Ahmet Tosun, sonradan bu olay karşısında tüylerinin diken diken olduğunu yakınlarına ve dostlarına anlatır.

İyilik ve hayırla özdeşleşen Terzi Ahmet’in mektep tahsili yoktur. O, zaman zaman koyunları otlatır, çobanlık yapar. Koyunları, ilçenin en yüksek dağı Bayatkulu’na doğru otlasınlar diye götürür. Gece de orada kepeneğinin içinde kalır ve uyur.

Dağın oldukça yüksek bir yerinde Tekke olarak bilinen bir şehitlik bulunmaktadır. Oğlu Taksici Osman’ın anlattığına göre, Terzi Ahmet de, bu Tekke’nin biraz aşağısında çoban kepeneğine sarılıp koyunlarının yanında hafif uyuklar.

Daha sonra eşine ve çocuklarını anlattığına göre, Tekke’nin içindeki şehit bir gece oradan çıkar, kendisine doğru gelmeye başlar. Yanında beş azılı köpek bulunmaktadır. Terzi Ahmet, kafalarını kaldırdıklarında köpeklerin ona saldıracağını düşünerek tedbir almaya çalışır. Daha sonra adının ‘Süleyman’ olduğunu söylediği şehit iyice belirince, köpekler ona bakarlar, tekrar bir şey yokmuş gibi, kafalarını uzandıkları yere doğru indirirler. Şehit Süleyman, Terzi Ahmet’in yanına gelir, onunla sohbet ederler. Bu hal daha sonraları da devam eder.

Terzi Ahmet, evde hanımına ve çocuklarına bu tür olayları, sıradan olaylar gibiymiş gibi anlatır. Ancak sonra farkına varınca, sıra dışı hadiseleri anlatmayı bırakır. Birçok olayı da, zaten anlatmaz.

Daha önce ilçede yaşı ileri olanların bu Tekke’yle ilgili anlattığı olayı, oğlu Taksici Osman Amca, abisi İbrahim’le beraber iken, babalarıyla bir arada yaşarlar.  Şehidin yattığı bu Tekke’nin üzerindeki ahşap kirişler eskimiş, kırılmış veya götürülmüş olmasından dolayı, üzerinin kapatılması gerekmektedir.

Terzi Ahmet, iki oğluyla birlikte öküzlerini arabaya bağlar. Üzerine de dört tane uzun, ağır ve büyük ağaç gövdesini (kirişleri) arabanın üzerine yüklerler. Gidecekleri yer, dört beş km uzaktadır. Ancak dağa doğru dik olan bu yoldan başka gidecekleri yer yoktur. Bir müddet yola devam ederler, ancak belli bir noktadan sonra, öküzler ağır kiriş yüklü arabayı çekemezler.

Taksici Osman’ın naklettiğine göre, birden aşağıda beyaz, güçlü, fil gibi büyük iki öküz belirir. Babam, kardeşim İbrahim’le bana ‘gidin şu aşağıdaki öküzleri getirin’ diye seslendi. Öküzler, temiz ve bakımlıydılar. İki büyük öküzü arabaya bağladık. Onlar ağır yüklü arabayı rahat bir şekilde Tekke’nin bulunduğu yere kadar götürdüler.

Yükleri indirdik, bir de baktık ki, o büyük, beyaz iki öküz kayboldu. Babam’a (Terzi Ahmet’e) ‘öküzler ne oldu’ diye sorduğumuzda, ‘Siz onları sormayın, onları karıştırmayan, siz onları ne yapacaksınız, gidin bizim öküzleri getirin de arabayı bağlayalım’ diye cevap verdi. ‘Ben ve kardeşim şaşkınlık içerisinde yaşadıklarımıza bir anlam veremedik. Acaba o fil gibi olan güçlü, beyaz öküzlere ne oldu?’

Benzer olayları yaşayan Terzi Ahmet, insanlara hizmet ve yardımda bulunmayı hayatı boyunca sürdürür. Gündüzleri tarlada çalışan Terzi Ahmet, geceleri de -diğer bir yazımızda anlattığımız üzere- ilçenin ovasından geçen yol üzerine koyduğu büyük su küplerine, merkeple veya öküzle su taşıyıp doldurmakla geçirir. Anlatıldığına göre, bu su küpleri, dört tanedir. Küplerin kulplarına bağlı su tasları bulunmaktadır.

Bazı zamanlarda, belki kendisi çok yorgun olduğu dönemlerde, oğlu ve kızı birlikte bu güzel ve hayırlı geleneği aksatmadan yerine getirirler. Küplerdeki içme suyudur, ancak bazı zamanlar da susuz kalan atlarına bile, sahiplerinin bu sudan verdiği nakledilmektedir.

Zikir, tespih, tefekkür, muhasebe ve murakabe Terzi Ahmet’in aksatmadığı ibadetlerdir. Kendi evinde zikir halkalarının toplanmasını için zâkirleri davet eder; veya odasında/misafirhanede de zikir meclisleri toplar. Bazı zamanlar da sevenleriyle birlikte camide zikir yapar ve tespih çekerler.

Ramazan aylarında itikafa giren Terzi Ahmet, bu tefekkür ve tezekkür halini, evinde kendi odasının altında ortalama bir insanın bile zor sığacağı mezar gibi daracık bir yerde yaşar. Kaldığı odasının ortasındaki halıyı kaldırıp altındaki tahtaları çıkaran Terzi Ahmet, zikir ve tefekkür yerine girdikten sonra üzerine yine tahtaları kapatır. Tezekkür halini, bu şekilde zaman zaman yapar. Evinde girdiği itikafları daha sonraları, camide yapmaya başlar.

Hayatını kaybetmeden önce midir, sonra mıdır bilinmez, odasını ziyaret için gelenler, oraya girmeye çekinirler. Vefatından sonra oğlu Osman, o yerin üzerini sabit ahşap dilmelerle kapatır.

Çok zengin olmayan Terzi Ahmet’in üç yüz dönüm tarlası bulunmaktadır. Sahibi olduğu arazilerinden -arsa hüviyetinde olan-otuz dönümünü mezarlık olarak kullanılması için bağışlar.

Terzi Ahmet, Allah’ın kendisine verdiği sıra dışı olayları/ikramları anlatmaz, utanır. Ancak insanlar onun bu olağanüstü hallerini görür, şaşkınlık içerisinde kalırlar ve ona daha fazla hürmet etmeye başlar.  Aslında Terzi Ahmet, Hakk’ın kendisine bahşettiği bu lütufların başkalarınca bilinmesini istemez, haya eder.

Ömrünün sonuna doğru hastalanan Terzi Ahmet, önce Konya’da bir hastaneye yatırılır. Oğlu Osman’ın anlattığına göre, daha sonra Ankara’ya sevk edilir. Ameliyat olur.  Ameliyattan sonra, su içmek ister. Ancak doktorların kesin emri olduğu için başlangıçta su verilmesi yasaktır. Doktorların iki gün ‘su vermeyin’ talimatına rağmen, Terzi Ahmet içmek için sürekli su ister.

Oğlu Osman, ‘eğer babamın vefat edeceğini bilseydim, doktorların yasağına rağmen ona gizlice su verirdim. Çok pişmanım, keşke istediği zaman su verseydim’ diyerek aradan geçen uzun yıllara rağmen, babasına onun sağlığını düşünerek su veremediği için üzülmektedir.

Ömrü iyilik, hayır, hasenat, infak ve su taşımakla geçen Terzi Ahmet, vefat edeceği günlerde, Rahman’ın imtihanıyla baş başa kalır. İnsanlara, hatta hayvanlara bile su taşıyan Terzi Ahmet, ameliyattan sonraki gün veya günlerde sağlığı açısından uygun olmadığından dolayı su içemez.

Ancak o, geride yıllarca anlatılan veya unutularak bilinmeyen sayısız iyilikler ve hayırları hayat heybesine doldurarak dostu (velisi) olduğu Yaratan’ına kavuşur.

Mekânın Cennet olsun… Efendimiz Hz. Peygamber’in (s) yanında Kevser Suyu, ebedî olarak içeceğin olsun, Terzi Ahmet.

 

  
47 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam57
Toplam Ziyaret63440
15 Temmuz Destanı
Ayasofya Camii İbadete Açıldı
Yayımlanan Eserler


Sayıların Gizemi ve Tasavvufun Dinamikleri
Bayram Ali Çetinkaya
İnsan Yayınları


   İlkçağ Felsefesi Tarihi
Bayram Ali Çetinkaya 
İNSAN YAYINLARI









Yitik Bilgi ve Hikmet
Bayram Ali Çetinkaya





İslam Medeniyetinin Dinamikleri
Bayram Ali Çetinkaya
 İNSAN YAYINLARI



İrfan ve Hikmet Peygamberi 
Bayram Ali Çetinkaya
   İNSAN YAYINLARI
   



   Şems-Mevlana Dostluğu
     Bayram Ali Çetinkaya
     İNSAN YAYINLARI
      


Medine'den Medeniyete

Bayram Ali Çetinkaya
İNSAN YAYINLARI
YENİ ÇIKAN ESERLER

                                             
     

   



Doğudan Batıya Düşüncenin Serüveni Semineri


İzmirli İsmail Hakkı
Bayram Ali Çetinkaya
 İNSAN YAYINLARI